söyleyin yarime, baharları beklesin!

15.09.09 tarihli manchester united maçı ardından;
bu maç 3 tane pankartımızla yer aldık. iki adet “arma aşkına” ve bir adet unibjk ortak girişimi pankartımızla (dünya aşk görsün). tabi eren için 2’si bizimdi. diğerini kim yaptı ulan zibidi?
sevindirici şeyler vardı bu maçta;
pankartları sağ salim toplayabilmek güzeldi. bu sefer kafamız çalıştı da demirler hizasına değil set hizasına astık, üzerinde tepinen olmadı. bundan böyle, nabza göre şerbet vermeye devam! madem düşüncesiz ayıların ayakları altına emanet ediyoruz, ayaklarının altından kaydırırız olur biter… yalnız aklımda bir gece içerisinde tek başıma yaptığım unibjk imzalı pankartım kaldı, umarım akıbeti pusula pankartı gibi olmaz…
maçta sesimizi kısabilmek ve yer yer kulaklarımızı tıkama gereği hissetmek güzeldi. kapalının yanları da tezahurata dahil oldu. yine de tribün “parasıyla değil mi kardeşim” zihniyetindeki bizden uzak bireylerce işgal edilmiş vaziyette. bir ara dikkatimi çekti, sol tarafımdaki bayraktar bayrağını kaldırınca sesler yükseldi bir anda “indirsene!” beşiktaş taraftarı bazen, kendi görüş alanı etkilenince çoğunlukla, anında tepki verebiliyor, ne güzel! insanlar kötü alışmış televizyonun önünden birisi geçince onu uyarmayı; tribünde de yapmayı alışkanlık haline getirmişler üstelik. keşke bu insanlar biraz daha zengin olsalar da locadan seyredebilseler, ne kadar üzülüyorum bilemezsiniz… ve televizyonları başındaki sayın değersiz izleyicilerimiz pek beğenmemişler tribünü, vasatmışmışmış… vakti zamanında dedik: “televizyonunuzun ses ayarlarıyla oynamayın” diye, hala orda kalmış zavallılar… artık televizyonların ses ayarlarıyla kullanıcılar oynasınlar, zira yayıncılar o ses ayarlarını gayet allak bullak ediyorlar…
o sıkışık düzende kısmen de olsa yanyana olabilmek (başak belki hoşnut değildi durumdan bilemem) güzeldi. nerede dursak, ne yapsak diye düşünürken olaylar kendiliğinden gelişti. 2. loca altında istiflenelim diye düşünürken kendimizi sürekli durduğumuz, duracağımız yerin hemen altında bulduk. tam kadro değilsek de, en azından benim, sevdiğimiz adamlar civardaydı. keşke ömer de olsaydı. ve keşke başak montuma sahip çıkabilseydi, ve keşke başak artık sezonu nerede geçireceğine, daha doğrusu yardan mı yoksa serden mi vazgeçeceğine bi karar verse…
deve ve otoban’ın terlerini taşıyan bayraklardan birini emanet alabilmek (üstelik en bi güzelini – üzerinde armamız olan) güzeldi! en güzel hikayeme bir yenisini eklemek beni mutlu ediyor. tribünde yorulmak, terlemek bi işe yaramışım hissi veriyor. ve “arma aşkına” ekibinin elinde armalı bayrağın olması da sanırım mübarek gecede “doğru yoldasınız gençler” mesajıydı… ah cilveli kader…
deve ve otoban demişken, keşke adres defterini rafa kaldırma çalışmaları baltalanmasaydı. reklamsız stadımızda yine reklamsız bir tribün görebilseydik ne de güzel olurdu…
evet bak aklıma geldi şimdi, ne kadar da güzelmiş inönü reklamlar olmadan… renkler yakışmıyor ki o stada… bu uğurda moleküler biyoloji ve genetik biliminden yeni atılımlar bekliyoruz: “siyah çim”
şimdi de başlığa uyumlu hale getirelim yazıyı?
takım bugün iyiydi! evet manu açılmadı ve zorlamadı, çekingendi, ürkekti. ama yine de takım bugün iyi oynadı. takımın kime niye ihtiyacı var, bunları zaten bin milyon adam yazıyor çiziyor, aynı şeyleri söylemek gereksiz; ancak şunu gördük, bizler inandık, onlar da inanmıştı… ama bir hayli kısmetsizlik, birazcık acemilik, biraz da çap meselesinden ötürü; yenildik işte…
beşiktaş yenilince daha bir bağlanıyorum ben bu umut tacirine. çocukları görüyorum simasında, istediğini alamamış ve dudaklarını büzüştürmüş bir çocuğa sarılır gibi, daha bir sıkı sarılıyorum ona… şu sevgiyi bir çözebilsem zaten, ah, bir izah edebilsem…
umut verici gelişmeler bunlar. bu takımın “sürekli bize anlatıldığı üzere” kötü olmadığını, yerinde saymadığını gösteren şeyler. ama şu “oyuncuya küfretme” alışkanlığımızdan vazgeçmemiz lazım. kötü iş çıkartan herkese sövülecekse, önce o sövenler kendi annelerinden başlamalılar, zira en kötü işi kendi anneleri çıkarmış baksanıza…
takım güzel abicim, takım kötü olsa da; beşiktaş iyi bir şey! zaten kanserojen her bir şeyi seviyorum, “dikkat! öldürür!” uyarısını barındıran herşeye bağımlıyım galiba…
bahara düzelecek herşey… boyunları bükecek bir şey yok! yener de yenilir de, ama her zaman sevilir, sevilmelidir!
şimdi yollara düşme vakti, uzaklara gidip, sevilenden sevene koşma vakti…
bayramlar yaşama, buruk da olsa, ramazan’ı noktalama vakti…

bir şarkıyla sonlandıralım programımızı? nazan öncel söylesin bütün sosyopatlığıyla:

söyleyin yarime baharları beklesin
söğüdün dalları bugün eğilmesin
beni geçirmeye kardeşim gelmesin
annesinin bir tanesini kimseler üzmesin
gidelim buralardan
dayanamıyorum
gidelim buralardan
unutamıyorum
yükleyin ne varsa gönlüme demlensin
ayrılığın üstüne hasretim eklensin
beni geçirmeye yalnızlığım gelsin
ya dönülür ya dönülmez kimse üzülmesin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s