bu bir!

miladlar güzeldir, şöyle ince muhasebe yapmaya imkan verir. bu nedenle galiba doğum günlerinde falan bir mutlu bir hüzünlü olur insanlar. sosyolojik tespitler ve psikanalizler bir kenara, miladlar hoştur güzeldir… bir sene geçmiş, bu kara toprağa beyaz bir tohum düşüreli elimizden… önce hayal kurmuşuz, kendimizce ve çapımızca bir proje ortaya atmışız. bir dost meclisini toplayıp, birbirine…

Ne değişti Rıdvan?

Taraflı,tarafsız herkes sana saygı duyuyordu yaptığın yorumlara…Belkide rakiplerinin tek oturup dinlediği Fenerli olan kişisindir.Ancak sen bu duyulan güvenin rahatlığıyla,Fenerbahçe’nin yarattığı siniri kustun Ntvspor’da.Ne dedin fikstürleri değerlendirirken? ”Bursaspor’un son maçı, İDDİASIZ Beşiktaş’la” Belki senden daha iyi biliriz, maçı öndeyken kaybetmeyi.Şampiyonluk elindeyken başkası tarafından çalınmasını.Ancak ne Valerenga’ya turu 3-0 öndeyken verdiğimizde, ne de şerefli ikinciliklerimizde olayların dışındakilere…

bir çocuğun düşüne tutunma çabası

2010 senesi şubat ayı sonları. istanbul şehri ılık havasında çekingen yağmurlarıyla galip bize karşı. üşümüşüz, yağmuru yediğimizden, rüzgarı çektiğimizden…kalabalığın içinde ağır aheste yürüyoruz. binlerce kişi var etrafımızda, kimse konuşmuyor kimse de susamıyor, herkes mi ikilemde? kaldırımdan iniyoruz kimi zaman, araçlar durmuşlar yollarda, daha tenha asfalt. ardımızdan hızlı adımlar seyrediyor kimi zaman, usulca yol veriyoruz, geçip…

yollarda..

Ceplerimdeki hacıyatmazlarda sevdim ben seni.. Yağmur yağdı, uykum kaçtı, bir kuş kondu badi parmağıma ve ben hepsinde seni yaşadım aslında. Şimdiyse ağlıyorum bir başıma. Biliyorum her zamankinden daha zor şimdilerde seni sevmek, bana yalanlar söylediğini bile bile yüreğimin sevdan ile bilenmesine izin vermek. Umutsuzca yarını beklemek. Ve umudum azalsa da yarından yana, içimdeki seni öldüremeyeceğimi…

bana yalanlar söyle birazcık

saklamışım bir kuytu köşede; günah keçisi bu sefaletim; çocuk oyunu değil, kaçtıkça kovalasa bile saklandığım yerin suçlusu o…çökmüşüm bir duvar dibine; alnımdaki damga bu yorgunluğum; göğsümde madalya değil…eğmişim başımı yere; saçlarımdaki aklar bu, ağlamaklı halim; midemdeki bulantı değil…elime almışım bir tahta çubuk; kalbime saplanan ok bu, kanlı; yere düşen gözyaşlarım değil…sallanıyorum öne arkaya; kan kaybından…

Halkın Takımı

uğur meleke’nin bugünkü yazısından sonra lafa devam edelim istedim.“………bütün bu endüstri endüstri diye konuşa konuşa bitiremediğimiz büyük laflar, pasta içindeki payı çok küçümsenen “taraftar” olgusuna yüzde yüz bağımlı ve tek başına varlığını sürdüremeyecek kadar da zayıf laflar…O yüzden Beşiktaş tribünlerinin, takımları güzel oynuyorken, galipken, hatta tam harika bir gol atmışken “Demirören yeter” diye bağırması üzerine…

İtiraf..

5 şubat 2010 beşiktaş- gençlerbirliği maçı öncesinde her zamanki gibi kapalıda yerlerimizi almıştık. Sana gelmiştik, bizim için oldukça uzun bir ayrılığın ardından.Safları sıklaştırmıştık, mücadeleye hazırdık. Ta ki onu görene kadar. Elindeki viski şişesini, annesine yaptığı resmi gösteren bir çocuğun duyabileceği gururla arkadaşına göstermekteydi ilk göz göze geldiğimizde. Alışmıştım artık bu manzarayı görmeye sadece kafamı çevirmekle…