SIKINTI DEPLASMAN

14 ağustos 2010, lig başlangıcı, izmir atatürk stadında oynanan bucaspor maçına dair İLK3 anlatısıdır:

Evet gençler yine bir ramazan günü yine bir ilginç deplasman hikayesiyle biraradayız…

Güneş tüm kavuruculuğuyla doğmuştu ardında tepelerin ve bizler teletebuisler gibi sarılmak için düşmüştük yollara. Bir önceki gün orucu riske edecek düzeyde, kan ter bilimum sinir muharebesinden sonra Garaman danasının bağladığı pankartı alıp yola çıkmaktı ümidimiz, hepimizin kafasında aynı beste “Sabahın ortası, 50 derecelik yatağımızı, bırakıp geldik herşeyii, senin uğruna düştük yoolllaraa…” var sanıyordum ancak yanılmışım… Kovalainen kim bilir neleri, bodrumda ne yapacaığını düşünüyordu ki eşşek kadar çantasını unutmuş minibüsün birinde (!). Evet, minibüsün birinde çünkü hangi minibüs olduğunu bile bilmiyormuş arkadaş. İşte “sıkıntı” o an başlamıştı. Semt çocuğu (asikartal) evinde; hataylı şöförümüz (diren), kovalainen ve misafir sanatçımız minibüslere makas atarak, hepsinin teker teker önünü keserken, kabataş kaldırım taşlarını sayma görevi de bana düşmüştü…

Garip garip otururken yuvanın merdivenlerinde, sonunda dışı küçük ama içi son derece geniş bir araç geldi, içinden 3 apaçi… Parmak arası terlikler, şortlar, tam anlamıyla tekirdağ civarında yazlığı olan istanbullu yazlıkçı stayla gibi bir durum vardı bu arkadaşlarda Ama benim yapamadığı yaklaşık 7.5 dk da yapıp attılar pankartı bagaja. He unutmadan Kovalainen de çantasını bulmanın sevinci içindeydi. Ayrıntıları ben de pek bilmiyorum ama bambaşka bir arama yapmışlar arkaa sokaklardaa…

Vee ve ve saat 12.25 sularında Sıkıntılı yolcuğumuzun, “Sayın deplasmancılarımız, yeni bir deplasmana hoşgeldiniz… 700 Km lik İstanbul – İzmir yoluna çıkmış bulunmatayız. Yolculuk boyunca ikramlar, servisler vs vs. 20 dk da bir yapılacak kontrollerle yardımcı olacağım” anonsuyla başladığını anladık. Tabi bu servis ikram benim için geçerli değildi. Malum ramazan olayları Yaklaşık 1 saat sonra telefon çaldı, aslında acı acı çalmadı ama meğersem öyle çalıyormuş… Arayan “Özel” abimizdi. Sıcak basmıştı ve saatlerdir bizi bekliyordu. Oysa ki daha 2-3 saat daha bekleyecekti tüm ısrarlara rağmen azim ve kararlılıkla terminalde bekleme kararı almıştı… Bunu duyan Hataylı eski deplasmancı, şimdidin light tribüncüsü accuk daha yüklendi pedalın üzerine. Bu duruma gelen yorum yine ” sıkıntıydı”…

Terminale vardığımızda bizi yaklaşık 10 bira, 3 tekila, 5 de vodka içmiş gibi bir hali olan Özel abi karşıladı. Sandım ki trip atıyor, biraz da uykulu. Kadroyu tamamladıktan sonra yüreğimizi güneş koyup, yüreğimizi bulut koyup yolaa deeevaaam ettik. Oturanlar sol baştan ; ” semt çocuğu, ben, misafir , kovalainen” kadro hoş, hava açık, tribünler dolu. Tribün demişken sağlı sollu geçen yol arkadaşlarımız, aynı kaderi paylaştığımız insanlar. Arka camdaki bayrağı görüp yandan geçerken korna çalan, el sallayan, hatta “kartal gol gol gol” diye bağıran çılgınlar. Sanki 34. hafta gelmiş, sanki flarmoni orkestrası gibi korna çalan insanlar ! Ancak bizim şefeer, her seferinde korna çalmakta geç kalıp semt çocuğuna göre “sıkıntı” yaratıyordu. Gerçi tüm kornaları izmirin içine girince çaldı. Nerde kalmıştık ? semt çocuğunun yine yine sıkıntısı vardı, sağ ayak yan çapraz bağlarına darbe alıyordu sürekli ona rağmen gülebiliyordu ama Şefer telefonda konuşurken, kovalainenin seslendirmesine…

“İstanbuuuul ! ” sesleriyle girdik İzmir’e. hafif bir heyecan, ben de biraz susuzluk. Etraf apaçi kaynıyor, özellikle murat 124 le stadın arkasında ki daracık kalabalık yolda bir oraya bir buraya giden insan. Sinirleri bozmaya yeterliydi, kan şekeri düşük sinirler gergin, girdik o daracık kapıdan içeri, elimizde pankart. Her zamanki gibi aç aç aç sesleri arasında açtık pankartı ” sadece grup pankartları” sözüyle şok bir şekilde kaldık kulaklarımıza mı inanamıyoruz derken “örneğin izmir çarşı vs.” demesiyle evet doğru duymuşuz dedik. Uzatmadık aldım pankartı, bi yandan adama bakıyorum bi yandan nerden dışarı çıkarım diye düşünüyorum. Sonra bi baktım gişe kuyruğundayım. Kimse dur demedi ki arkadaş Neyse, sırada herşey normal, iftara saniyeler var uzatmaları oynuyoruz. Hocanın son düdüğüyle sahaya akıcaz şampiyon olmuşçasına sevinerek. Derken kapıdaki baaayaan hoop 1.5 litrelik şişeyle girilmezz diyor. E kan şekeri düşmüş bizimde hacı? Nasıl acıyım orucu ? sorum cevapsız kalınca, tamam o zaman kenarda bekliyim içip bırakırım dedikten sonra eee yine kimse dönüp bakmıyor bana? Ben de tribüne çıkarım? Kuralcı İzmirliler uygulamada sorun yaşıyordu belli ki…

Neyse, çıktık merdivenleri, havada sis yok, görüş mesafimiz iyi. Akıllarda 2 sene önceki kupa finali… Astık pankartımızı, tecrübeyle, kamera açısını inceden hesaplayarak. Sonra 2 kişi altta belirdi, biri siyah biri pembeli. Biri kovalainenin diğeri benim. Kovalainen gergin, ben kendimden emin, lakiiiin boğazımda düğümlenmiş negrolardan dolayı azıcık gerginim. İndirir misin indirmez misin ? tayfa mısın değil misin? Burası İzmiiiiiiir, istanbul değill. Sözleri uzlaşma ortamını kaldırmış, geriye tehditler kalmıştı. “Nezarethaneye gideriz ama beraber” , “Tüm pankartları sök, ben kendim indiricem” sözleri sonunda anlaştık arkadaşla… Çıktık yukarıya, tribünlerde 30 bine yakın taraftar. Bunların büyük çoğunluğu “Çiğdemci”, oturup izlemeye çalışanlar bile var. Semt çocuğuna göre “sıkıntı” var.Yerimiz sağ üst, karşımızda tüm tribün, arkamızda çığırtkan genç, ve “İzmirin kızlaarıııı” melodisi çınlıyor kulaklarda. 15 dk kala geliyor hataylı ve özel abi. Ancak özel abi hala baygın, halsiz, sebep “akciğer”, İzmirde hastanelere gidilmiş, iğne yapıp gönderiyorlar. Beni o hekime emanet etmeyin dostlar.

Maç başlamış bu arada, akustik yok, sağdan soldan kartal hol oly oll,karsdfj hol hololly tarzında sesler geliyor. Ah şeref Bey stadı ah diyor, BEEE, UUUU, CEEE sesleriyle, kendimizi Beşiktaş maçındaki, Fenerliler gibi hissediyoruz. Derken “İstanbuuul” devreye giriyor, alt üst “kartal gol” nasıl yapılır bir gösteri yapıyoruz. O dakikaya kadar o kadar sıkılmışız ki, herkes boğazını yırtacasına bağırıyor. Derken zevksiz bir ilk yarı sonu. 2. yarı başlarken tanıdık yüzler görüyoruz sol üstten, gücüne güüç katmaya geldik, formanda teer olmaya geldiik. Bari bunu bağıralım diye kendimizi kaybediyorduk tam. Sağdan soldan gol sesleri geldi. Noluyoruz arkadaaş derken, bobo boboo sesleri, Gutiye bak beee mesajları geliyor telefona. Tribün bi silkinip kendine geliyor golünde gazıyla kıpırdanmalar oluyor.Derken bitiş düdüğü, mutluk huzur, şu biiiiir. Diyip totemlere bir son verip kendimize geliyoruz.Yavaş yavaş tribün dağılıyor, bizim komik, sempatik çocuğa(tabi ki hataylı şefeer) aşık olan kızlar ve antifenerci kızlarla çıkışa doğru yöneliyoruz.

sonraki bölümler başka zamana…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s