dilimin ucunda…….. nerden başlasam?

kör karanlıkta açıyoruz paslı gözlerimizi, dilimizde sürekli bir küfür…aklımızda sorular var! insan, sahip olduğu sıfatı kullanmadan evvel o sıfatın yükünü kaldırabilmeli. bir insana “beşiktaş jimnastik kulubu yönetim kurulu başkanı” ünvanı veriliyorsa, o insan bu sıfatı kullandığı eylemlerin etkilerini, nedenlerini ve sonuçlarını düşünebilmeli. “Başkanımız Yıldırım Demirören, Tenzile Erdoğan’ın vefatı dolayısıyla başsağlığı mesajı yayımladı:Kıymetli Başbakanımız Sayın Recep…

biz demiştik bu çetenin resmiyeti var diye

http://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/anti-pasaclar.htmlhttp://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/icimizdeki-karagumrukluler_15.htmlhttp://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/saglam-durun-basak-anlats.htmlhttp://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/ilk-defa-bu-mac-ust-kat-ve-alt-kat.htmlhttp://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/siyah-beyaz-arasnda-krmz-kedi.htmlhttp://bmtb1903.blogspot.com/2009/10/once-beyaz-kirlendi-krmzya-cevirdi.html daha önce bu yazılarda eşgallerini ve marifetlerini tarif ettiğimiz kişileri beşiktaş jimnastik kulübünün bulmuş olması, ağırlaması falan, sonra da resmi siteden fotoğraflarını yayınlayarak “dağılın” uyarısında bulunması içimizi nasıl ama nasıl rahatlattı bir bilseniz… çetenin elebaşı olarak tarif ettiğimiz kişinin de görevinden seçim sonrası uzaklaşmış olması bi taraflarımızda serin meltem esintilerine neden oldu desek yeri….söylenecek…

Halkın Takımı

uğur meleke’nin bugünkü yazısından sonra lafa devam edelim istedim.“………bütün bu endüstri endüstri diye konuşa konuşa bitiremediğimiz büyük laflar, pasta içindeki payı çok küçümsenen “taraftar” olgusuna yüzde yüz bağımlı ve tek başına varlığını sürdüremeyecek kadar da zayıf laflar…O yüzden Beşiktaş tribünlerinin, takımları güzel oynuyorken, galipken, hatta tam harika bir gol atmışken “Demirören yeter” diye bağırması üzerine…

acımadı ki…

öyle mutluyum, öyle heyecanlıyım ki…içimde pır pır eden minicik kuşlar, sevgi pıtırcığı oldum! nanet olsun içimdeki mazoşizme! beşiktaş iyi de gider kötü de… beşiktaş maç da alır maç da verir… iyi şeyler olunca zaferler kazanılınca bi duygu vardır insanda, sarhoşluk gibi; kötü gidince işler, hani kartal yara alınca, sanki bir çocuk sokakta düşmüş de dizini…

Söylesem tesiri yok..

Uzundur yazamıyorum. Ne kalem ne kağıt ne de kelimeler yetiyor hissettiklerimi aktarmaya. O kadar yoğun bir karmaşaya iteledi ki olanlar beni; ne olup biteni özetleyecek; buradan, bu sayfadan, duyuracak gücüm kaldı ne de maçta avazım çıktığı kadar bağıracak. Siyahla beyazın ortasında kaldım. Ne gözümü karartıp siyah olabiliyorum ne de istediğim kadar beyaz.. Gri olmayı aklıma…

Gidenler de Gelirler Birgün

Gelenler varmış uzaklardan,bir köyde yaşayan,Beşiktaş’ı gazete sayfalarından başka sadece aidatlarını ödeyenler aldıysa eğer paralı decoderlarda görebilen.Bir de adam varmış onları sahip sanan ve bu yüzden uğruna secdeye yatan,geldiklerinde önüne kırmızı halı seren,5 yıldızlı otellerin en kral odalarında ağırlayan,aman sahibin ayağındaki çarıklara çamur bulaşmasın diye Pazar günü,Akatlar’da ki kongreye İstanbul’un merkezlerinden servis kaldıran. Gidenler var birde…

İlk yarının ardından

Aslında her maç öncesi ve sonrasında ayrı ayrı bir analiz yapmak daha güzel olabilirdi belki ama olmadı diyelim affımızı isteyelim, ve bundan sonrada öyle yapmaya çalışırız diyelim. Bazen birşeyleri istemek ve onu hayal etmek, onun için uğraşmak çalışmak yeterli olmuyor, tıpkı Beşiktaşımız gibi oyunun en kritik anlarında golü yiyen olabiliyoruz.. Neyse artık isyan etmenin faydası…